SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1090 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu's-Savm» ile -Kitabu't-Tefsir» de Ebû Davud «Kİtâbu's-Savm'da, Tirmizi «Kitâbu't-Tefsir» de muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir.

 

Tirmizi onun hakkında «Hasen Sahih bir hadistir.» demiştir.

 

İkaal: Arapların deve bağladıkları iptir.

 

Mücâhid'in rivayetinde bunun yerine «Kıldan iki iplik aldım.» denilmiştir.

 

Hadîsin bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur: «Dedim ki Yâ Resûlallah, bu beyaz iplikle siyah iplikden murâd nedir? Bunlar hakikaten iki iplik midir? Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

«Şayet ipliklere baktınsa sen hakikaten pek kalın kafalıymışsın.» buyurdu.

 

Sonra ilâve etti:

 

«Hayır, bundan murâd, gecenin karanlığı ile gürdüzün aydınlığıdır.»

 

Ebû Davud'un rivayetinde: «Ben biri beyaz, biri siyah iki ip alarak yastığımın altına koydum da, onlara baktım, fakat ipleri biribirindon seçemedim. Sonra bunu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlattım da, güldü ve:

 

«Oyla ise sen'in yastığın pek geniş ve uzunmuş. Bundan murad: Gece ile gündüzden ibarettir, buyurdu» denilmektedir.

 

Ebû Avâne 'nin rivayet ettiği Mutarrif hadîsinde: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) güldü ve :

 

— «Hayır öyle değil, ey kalın kafalı, buyurdular.» denilmiştir.

 

«Senin yastığın pek genişmiş.» ifâdesindeki yastık uykudan kinayedir. Maksat «Senin uykun pek çok ve derinmiş.» demektir.

 

Bâzıları yastığın başdan kinaye olduğunu söylerler. Nitekim: «Sen hakîkaten pek kalın kafalıymışsın.» hadîsi de bunu te'yid etmektedir.

 

Bir takımları kalın kafalı tâbirinin ahmaklıktan kinaye olduğunu söylerler. Zira kafanın haddinden fazla büyük ve geniş olması, gabâvet ve ahmaklığa delildir. Nitekim mutedil oluşu da akıl ve âlicenaplık alâmetidir.

 

Kaadî îyâz diyor ki: « Hz. Adiyy'in iki ip alarak yastığının altına koyması âyet-i kerimeden bu mânâyı anladığmdandır. Aynı şekilde hareket eden diğer ashab dahi âyetten bu mânâyı anlamışlardır.

 

(Çünkü o zamana kadar beyazlıkla siyahlığın nelerden ibaret olduğunu beyân eden fecir kelimesi henüz nazil olmamıştı.)

 

Ayet-i kerime [Bakara 187] nâzıl olunca ipliklerden muradın gece ile gündüz olduğunu anladılar. Hadîsin mânâsı şudur: Eğer sen Allah'ın murâd ettiği iki ipliği —ki gece ile gündüzden ibarettirler.— yastığının altına koydunsa, o halde senin yastığın onları örtmüş ve kaplamış olacağından genişlemesi iktizâ eder.

 

(Sen hakikaten pek kalın kafalıymışsın . ) rivayeti de aynı mâ'nâya gelir...»

 

Görülüyor ki Kaadî îyâz hadîs-i şerif deki:

 

«Senin yastığın pek genişmiş.» ve «Sen hakikaten pek kalın kafalıymışsın.» rivayetlerini makaama münâsip bir şekilde te'vil etmiştir.

 

Bu hususta bir çok hadîs ulemâsı da Kaadı İyâz'la beraberdir. Onlar bu ifâdelerden ahmak ve akılsız mânâsını çıkaranlara itiraz etmişler, bunun zemmolacağını söylemişlerdir. Halbuki ortada zemmi îcab edecek bir söz yoktur.

 

Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir : «Bu hadîsin zahirine bakılırsa ak iplikle kara iplikten bahsedilen âyet-i kerime nâzıl olurken Hz. Adiyy'in orada bulunduğu anlaşılıyor. Bu, onun daha önceden müslüman olmasını iktizâ eder. Halbuki hakikat öyle değildir. Çünkü âyet-i kerime hicretin ilk zamanlarında inmiş, Adiyy (Radiyallahu anh) ise hicretin 9. veya 10. yılında müslüman olmuştur. İbni İshâk ile diğer Siyer ve Meğazi müellifleri vak'ayı bu şekilde tesbit etmişlerdir.»

 

Ulemâ bu suâle dört vecihle cevap vermişlerdir:

 

1) Hadîs-i şerifde zikri geçen âyet oruç farz kılındıktan sonra nazil olmuştur. Aynî bu cevabı ihtimalden pek uzak görmektedir.

 

2) Hz. Adiyy’in sözü te'vil olunur. Onun bu sözden muradı: «Ben, Müslüman olduğum vakit bu âyet bana okununca beyaz ve siyah iplerle tecrübeye giriştim.» demektir.

 

3) Hadisin manası: «Âyetin indiğini duyunca iki ip aldım.» demektir.

 

4) Hadisde mahzuf kelimeler vardır. Bunlar şöyle takdîr olunur: «Âyeti kerîme nazil olup da bir müddet sonra ben Medine'ye gelerek Islâmiyeti kabul ettiğim ve onun şeriatlarını öğrendiğim vakit iki ip aldım.»

 

Aynî bu dördüncü vechin en güzel olduğunu söylemektedir.

 

İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayeti de bu tevcihi te'yid eder.

 

Mücâhid tarikiyle gelen bu rivayette «6Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana namazla orucu tâlim ederek

 

— Namazı şöyle kılacaksın, orucu da şöyle tutacaksın. Güneş kavuştu mu taa ak iplikten kara ipliği seçinceye kadar ye, iç. buyurdu. Ben de iki iplik aldım... ilah...» buyurulmaktadır.

 

Bâzıları âyetteki kara iplikle ak iplik tabirlerinin gece ile gündüz mânâsına geldiklerini bildiren (fecir) lafzının bu âyetten hayli zaman sonra nazil olduğunu ileri sürerek beyânın nasıl olup da ihtiyaç zamanından geri bırakıldığını, hâlbuki beyân gelinceye kadar teklif devam ettiğini müşkil saymışlardır.

 

Ulemâ bunlara şu cevabı vermişlerdir:

 

Âyet-i kerîme'de «fecir* lafzı nazil olmadan da beyân vardır. Yalnız onu herkes değil, bâzı mütehassıslar anlardı. Beyânın herkesin anlıyacağı derecede açık olması şart değildir. Kaldı ki, âeyt-i kerîme'den maksadın ne olduğunu Hz. Adiyy'den başka anlamayan bulunmamıştır. Hattâ ulemâdan bazıları câhiliyet devrinde ak iplikle kara ipliğin gündüzle gece mânâsında kullanılmakta şüyu' bulduğunu, bunun beyâna ihtiyâcı olmadığını söylemişlerdir.

 

Nevevî: ipliklere hakikat mânâsını verenlerin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in meclislerinde bulunmayan, anlayışı kıt bazı Bedeviler olduklarını söylemiştir.